AYM’den polise demokrasi dersi

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, 14 Şubat günü yaptığı açıklamada, iş yüklerinin dramatik boyutta arttığını vurgulayarak, “Bireysel başvurunun amacı, tek tek sivrisineklerle mücadele etmek değildir, amacı sivri sinekleri üreten bataklığı kurutmaktır.” dedi. Arslan sözlerini şöyle netleştirdi:

“İhlal nereden kaynaklanıyorsa o idari makamların ya da yargısal organların somut ihlali gidermesi gerekiyor, bu da yeterli değil, benzer mahiyette meselelerle karşılaştıklarında, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği ilkeleri dikkate alarak karar karar vermesi gerekiyor. Aksi takdirde benzer mahiyetteki problemler sürekli Anayasa Mahkemesinin önüne gelecektir.”

Aradan 10 gün geçmeden Başkan Arslan’ın söylediklerini teyit eden bir AYM kararı daha Resmi Gazete’de yayımlandı.

Yüksek Mahkeme, neredeyse her gün, Türkiye’nin dört bir köşesinde, işçinin, emekçinin, öğrencinin, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların  çeşitli nedenlerle polisle karşı karşıya bırakıldığı gösteri ve yürüyüş hakkıyla ilgili çarpıcı bir karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, “Toplantı ve gösteri yürüyüşü, demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır” değerlendirmesinde bulundu ve yürüyüş sırasında müdahale edelenlerden birine tazminat ödenmesine karar verdi.

Kararın detayları şöyle: 

3 Ağustos 2015 günü Ankara’da Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri devam ediyordu. Buna destek için yaklaşık 250 kişilik bir kalabalık AŞTİ’nin karışışında bulunan pazar yerinde buluşacak, yaklaşık bir kilometre yürüyecek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde bir basın açıklaması yapacaktı. Ancak polis her zaman olduğu gibi, “Valilikçe belirlenen toplantı ve yürüyüş güzergahında değil” diyerek izin vermedi, müdahale etti. Sendikacıları gözaltına aldı.

Gözaltına alınanlardan biri de İlhan Yiğit’ti. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Yürütme Kurulu Üyesi’ydi.  

Katıldığı eylemde polisin -gaz, cop ve plastik mermi ile- orantısız güç kullandığını ve bu nedenle yaralandığını, kimyasal gazdan etkilendiğini, birden fazla polis tarafından sürüklenerek gözaltına alındığını iddia ediyordu.

Ancak başsavcılık kovuşturmaya bile gerek görmedi. İtirazı da mahkeme reddetti. Yiğit bu aşamada Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. 2016 yılıydı. 6 yıl sonra da olsa Yüksek Mahkeme, özellikle, toplumsal eylemlerde polisin sıkça kullandığı, “valilikçe belirlenen alan dışında” gerekçesini sorgulayan çarpıcı bir hükme imza attı.

Anayasa Mahkemesi incelemesinde şu değerlendirmelere yer verildi: 

GEREKÇE: Somut olayda toplanılan ve yürüyüş planlanan güzergâhın Valilikçe bu amaca tahsis edilen yerlerden olmaması, katılımcıların yolu tamamen araç trafiğine kapatması, polisin barikat kurmasına, dolayısıyla yürüyüşün engellenmesine gerekçe oluşturmuştur. KATI YORUM: Kamu gücünü kullanan organların kanunları -toplantı hakkının kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak derecede- katı yorumlayarak mevzuatta öngörülen usullere tam olarak uyulmadığını ileri sürmeleri tek başına toplantı veya gösteri yürüyüşünün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz. HAKKIN İHLALİ: Bu durumun varlığı toplanma hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez HOŞGÖRÜ DEMOKRASİNİN GEREĞİ: Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir KEYFİ KULLANIM DENETİMİ: Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kamu otoritelerinin takdir alanını keyfî kullanıp kullanmadıklarını da denetleyecektir. TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ: Toplu iş sözleşmesiyle işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında iş sözleşmesinin yapılması, içeriğine ve sona ermesine ilişkin hususların düzenlenmesi amaçlanmaktadır. AMAÇ BARIŞ VE HUZUR: Bunun yanında anılan sözleşme ile işçiler işveren karşısında pazarlık gücünü artırarak daha eşitlikçi bir ortamda çalışma koşullarının belirlenmesi, çalışma yaşamında barış ve istikrarın sağlanması, dolayısıyla toplumsal barış ve huzurun da temin edilmesi sağlanmaktadır. ÖZEL BİR ÖNEMİ VAR: O hâlde başvuru konusu yürüyüşün özellikle görüşmelerin yapıldığı tarihte gerçekleştirilmesinin katılımcılar yönünden özel bir önemi bulunduğunun kabulü gerekir. SAYGI İLE KARŞILANMALI: Anılan amaca yönelik gerçekleştirilmesi planlanan toplantı ve gösteri yürüyüşü, demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır. Kamu düzeninin gözetilmesi haklar arasında denge kurulabilmesi bakımından gerekli ise de tehlikenin niteliğine ilişkin gerçek bir değerlendirme ve açıklama yapılmadan kamu düzenin aksamamasına mutlak bir üstünlük tanınması, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kamu düzeni arasındaki dengenin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı aleyhine orantısız bir şekilde bozulması sonucunu doğuracaktır. YAŞAMI BİR MİKTAR ZORLAŞTIRABİLİR: Zira Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da işaret edildiği üzere toplantı ve gösteri yürüyüşünün başkalarının günlük yaşamlarını bir miktar zorlaştırması kaçınılmaz olup demokratik toplumda bu hakkın kullanılmasının gündelik yaşamı bir miktar zorlaştırmasının hoşgörüyle karşılanması gerekir. İŞLEK CADDE DEĞİL: Başvuru evrakı dikkatli bir şekilde incelendiğinde yürüyüş güzergâhının Ankara’nın işlek caddelerinden birinde olmadığı, aksine ÇSGB binasına giden çok sayıda oldukça dar ara sokaklardan birinin seçildiği tespit edilmiştir. ENGEL OLUNMASA AKSAMAYACAKTI: Yürüyüş yapılması planlanan güzergâhın yaklaşık bir kilometrelik bir mesafe olduğu ve aynı bölgede çok sayıda ara sokak bulunduğu gözetildiğinde yürüyüşe engel olunmaması hâlinde trafiğin sadece kısa bir süre aksayacağı hususu gözetilmemiştir. BİRLİKTE BAYRAKLA YÜRÜME HAKKI GÖZETİLMEDİ: Somut olayda katılımcıların toplu hâlde yürümemeleri, pankart ve flama taşımamaları ve bireysel şekilde toplantı alanını terk etmeleri kaydıyla ilgili yerde basın açıklaması yapmalarına izin verilmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için kolektif bir şekilde kullanılan bir haktır. Başvuruya konu olayda anılan hakkın kolektif şekilde kullanılmasının -ekonomik ve sosyal haklar açısından- önemi de gözetilmemiştir. İDARENİN MAKUL HİÇBİR SEBEBİ YOK: Öte yandan bütünüyle barışçıl olmaktan çıktığı değerlendirilmeyen ve herhangi bir şiddet hareketi yaşandığı tespit edilemeyen gösteri yürüyüşünde katılımcıların haklarını kullanabilmelerine yönelik olarak idarenin daha fazla tolerans göstermemesi için makul hiçbir sebebin bulunmadığı değerlendirilmiştir. MÜDAHALE DEMOKRATİK TOPLUMA UYGUN DEĞİL: Başvuruya yansıyan olgular dikkate alındığında barışçıl olduğu kabul edilen ve kamuya açık bir alanda yapılan bir gösteri yürüyüşünün engellenmesi, katılımcıların dağıtılması ve gözaltına alınması şeklindeki müdahale ile başvurucunun toplu şekilde gösteri yürüyüşü gerçekleştirme ve bu suretle fikirlerini ifade etme hakkından mahrum bırakılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı, dolayısıyla müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı değerlendirilmiştir.

HÜKÜM: 8 BİN 100 TL TAZMİNAT ÖDENMESİNE
Anayasa Mahkemesi bu gerekçelerle toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili şu önemli hükmü kurdu:

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, Başvurucuya net 8.100 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE, Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/12/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.